Futbolda kural değişikliği

12 02 2009

Futbolda kural koyucu olarak bilinen IFAB’ın gündeminde, ”Oyuncuların Sayısı” başlıklı 3. kural ile ”Oyunun Süresi” başlıklı 7. kural başta olmak üzere, daha birçok kural masaya yatırılacak, kurallara ilişkin yeni teklifler görüşülecek.

Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği’nin (FIFA) internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, IFAB’ın 28 Şubat Cumartesi günü Kuzey İrlanda’nın County Down bölgesinde düzenleyeceği 123. Yıllık Genel Kurul’da (AGM), futboldaki bazı oyun kuralları bir kez daha tartışılacak.

Kurallarda yapılması istenen değişiklikler arasında, maksimum oyuncu değişikliği sayısının, uzatmaya giden maçlarda artırılması ve 15 dakika olan devre arası süresinin uzatılması da bulunuyor.

Tartışmaya açılacak diğer konular arasında, ilave yardımcı hakemlerin statüsü de yer alıyor.

AA





TSK, Türk askerine bıyık bırakmayı neden yasakladı?

24 01 2009

Orduda askelerin bıyık bırakmasını engelleyen yasa tasarısını düzenleyen emekli askeri savcı Faik Tarımcıoğlu neden böyle bir yasaklamaya gidildiğini açıkladı.

12 Eylül’den daha çok solcu akım içinde tercih edilen ‘bıyık’, teğmenleri de solcu diye gösterince sonradan Genelkurmay Başkanı olan Necip Torumtay’ın talebiyle çıkarılan yasa ile yasaklatılmış.

Kanal 7′de dün akşam yayınlanan İskele Sancak programına, emekli askeri savcılığının yanı sıra, eski Anavatanlı milletvekili ve Turgut Özal’ın en yakınındaki kişilerden birisi olarak katılan Tarımcıoğlu Türk ordusunda askerlerin bıyık bırakmasının neden yasaklandığı konusuna anlattı.

SUBAYLARA SOLCU GÖZÜYLE BAKILIYORDU

TSK’nın içhizmet kanununda bıyık bırakmanın serbest olduğuna dair, “Tabii olarak bırıkılır” diye bir maddenin olduğunu anımsatan Faik Tarımcıoğlu, bıyık bırakmanın kıtalarda çok büyük problemele yol açtığı için kendisen hazırlatılan yasa tasarısı ile 12 Eylül sonrası kurulan konsey tarafından yasaklandığını söyledi. Tarımcıoğlu bıyık bırakmayı yasaklatma hadisesini şöyle anlattı: “Özellikle bıyık bırakan genç subaylara ’solcu’ gözüyle bakıyordu. Ve takibi pek kolay değpildi. Bir ara Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir emir geldi. Kıtalarla ve ihtiyaçlarla ilgili kanun teklifleri istediler. Sonrada Genelkurmay Başkanı olan Necip Torumtay Paşa o zaman tümen komutanıdıydı. Benden böyle bir kanun teklifi rica etti. Ben de bir kaç kanun teklifi hazırladım, verdim gitti. Sonra 12 Eylül oldu. Arkasından da o teklifler patır patır çıktılar konsey zamanında. Bu yasak problemleri önlemek için çıktı.”

HABER 7





MUHAMMEDE GIDECEGIM(AS) BULENT OZGEN

30 04 2008





En kısa Hadis-i Şerif

26 04 2008
ONİKİ YIL ÖNCE gönül koyduğum bir çalışmaya son şeklini vermek üzere Kütüb-ü Sitte’yi okuyor olduğum şu günlerde, belki doğrudan bu çalışmada yer almayacak olan ama hayatıma nur ve sürur taşıyan nebevî incilerle de yüzyüze gelmiş bulunuyorum.

Resûl-i Ekrem�in sözlerini muazzam bir cehd ve hassasiyetle bugünlere kadar taşıyan muhaddislere ve de bu sözlerin anlamı ve amacı konusunda muazzam bir himmet sarfetmiş alimlere karşı da hürmet ve minnet hisleriyle dolmamı sağlayan bu hadis okumalarım hengâmında, görebildiğim belki en kısa hadis ise, şöyle: “Lâ tağdab!”

Sahîh-i Buhârî, Sünen-i Tirmizî ve Muvatta�da yer alan ve Ebu Hureyre radıyallahu anh�ın rivayet ettiği bu hadis, çok latif vecihler taşıyor. Ashabın Resûl-i Ekrem�e ne derece safi bir kalble muhatap olduğunun da nişanesi olan bu hadis rivayetinden anladığımıza göre, bir adam Resûl-i Ekrem�e geliyor ve “Yâ Rasûlallah!” diyor. “Bana kısa bir nasihatta bulun, uzun yapma! Tâ ki, nasihatini unutmayayım.” Ve, bu sözünü birkaç kez tekrarlıyor. İddiasız, saf, samimi bir hal içinde kendi unutkan halini de ivazsız ve hesapsız biçimde dile getirerek nasihat isteyen bu sahabiye, Resûl-i Ekrem arzusuna muvafık kısa bir nasihat ile cevap veriyor: “Lâ tağdab!” Yani, “öfkelenme!”

Bu hadisten şahsen ne anladığımı burada zikredecek değilim. çünkü, hadisin şarihinin kaydettiği üzere, ulema bu kısa hadis üzerinde o kadar derinlikli ve ciddi biçimde durmuşlar ki, fazla söze hacet bırakmıyor. Meselâ, Ahmed b. Hanbel ve İbn Hibbân�ın kaydettikleri bir rivayetin sonunda, ismi belirtilmeyen bir kimseden şu açıklama ziyade edilmekte imiş: “Resûlullah�ın söylediğini düşününce, gördüm ki, öfke bütün kötülükleri cem�etmektedir.” Ki, bu bakımdan, öfke bütün kötülükleri cem�eden bir haslet olduğuna göre, “öfkelenme!” buyurarak Resûl-i Ekrem�e adı geçen hafızası zayıf sahabiye esasında çok nasihatlar içeren câmi� bir nasihatta bulunmuş oluyor. Nitekim, İbnu�t-Tîn demiş ki: “Aleyhissalâtu vesselâm, �öfkelenme!� sözünde dünya ve ahiretin hayrını cem�etmiştir. çünkü öfke, kişileri birbirlerinden kopmaya, rıfkı bertaraf etmeye götürür. Bazan, kızılan kimseye eza vermeye sevkeder. Bu ise kişinin dinini noksanlaştırır.”

Bu meyanda, İbn Hacer ise, şu açıklamayı getirmiş: “Hadisin büyüğü zikrederek küçüğe uyarıda bulunmuş olması da ihtimal dahilindedir. Zira, kişinin en büyük düşmanı, şeytanı ve nefsidir. öfke de bu iki şeyden neş�et eder. Kim bu iki düşmanla bütün zorluğuna rağmen onları yeninceye kadar mücadele ederse, nefsinin şehvetini ezmede daha kuvvetli olur.” Bazı alimler, benzer bir çerçevede şöyle bir tahlilde bulunmuşlar: “öfkelenme, zira öfkenin neş�et ettiği en büyük kaynak kibirdir. Zira kişinin arzu ettiği birşeye muhalefetten kibir vukua gelir. Kibir de onu öfkeye atar. Bu durumda, mütevazi olan kimseden izzet-i nefis çabuk zâil olacağı için, öfkenin şerrinden selamette kalır.” Başka bazı alimler ise, “Hadisin mânâsı, �öfkenin emrettiği şeyi yapma!� demektir” demişler. Ki, “Kadı öfkeli iken hükmedemez” mealinde başka bir hadis de var ki, bu mânâyı açıyor ve destekliyor.

Ulemanın sünnetin edebiyle edeblenme yönündeki ciddi bir gayret ile değişik veçhelerden tahlile çalıştıkları bu en kısa hadisin bana göre en câmi ve en mükemmel şerhini ise, et-Tûfî gerçekleştirmiş. Her bir hali ve her bir sözü ile bize tevhid ve ubudiyet dersi veren Resûl-i Ekrem�in bu kısacık sözünden, şu tevhid dersini çıkarmış Tûfî:

“öfkeyi defetmenin en kuvvetli çaresi, hakikî tevhidi hatıra getirmektir. Bu, Allah�tan başka failin olmadığını, O�nun dışındaki her failin O�nun bir aleti olduğunu bilmektir. Kime bir başkasından hoşuna gitmeyen birşey gelecek olursa, hemen hatırlasa ki eğer Allah dileseydi bu olmazdı, öfkesi dağılır. çünkü, böyle düşündüğü halde öfkesinin devamı, onun Allah�a öfkelendiğini ifade eder. Bu ise, ubudiyete aykırıdır.”

Vâkıa, zannımca budur. O yüzden, her ne yaratılmış ise O�nun izni dahilinde cereyan ettiğinin bilinmesinde fayda vardır ve zaten, mü�minin âyette vasfedildiği üzere “öfkesini tutanlar”dan olması, ancak öfkelendiği anda bu tevhid sırrını hatırlamasıyla mümkün olabilecektir.

Rabbimizin bizi böylelerden kılması duasıyla…

(Metin Karabaşoğlu – hanimlar.com)





Bulent Ozgen ilahi

25 04 2008





23 Nisan Belgeseli

24 04 2008





Görüntülü Yemek Tarifleri / İmam Bayıldı

24 04 2008





Hasan Sağındık / Efendim (s.a.v)

24 04 2008





Piranha Alabalık Show

12 08 2007





Yavru Kedicikler

20 07 2007